Sürücüsüz otomobiller: Araç görünümlü robotlar
24.03.2022
Sosyal Medya

Sürücüsüz otomobiller: Araç görünümlü robotlar

Sürücüsüz otomobiller ve otonom araçlar, otomobil endüstrisindeki herkesin en çok önem verdiği konuların başında yer alıyor. Sürücüsüz otomobiller, kaza riskini minimuma indirerek sürüş güvenliğini artırmanın yanı sıra uzun yolculuklarda direksiyon başında harcanan zamanın daha verimli kullanılabilmesini sağlama açısından da büyük bir potansiyel barındırıyor. Sürücüsüz otomobiller, yaşlılar ve 18 yaşından küçük gençler için de güvenli bir seyahat alternatifi sunuyor. Lojistik ve ulaşım sektöründe devrimsel yeniliklere yol açacak olan otonom araçların günümüzün taksilerinin, otobüslerinin ve kamyonlarının yerini alacağı öngörülüyor. Bir şoföre ya da insan müdahalesine ihtiyaç duymayan bu araçlar, daha fazla taşıma kapasitesini daha güvenli ve daha verimli bir şekilde sunuyor.

Peki, sürüş deneyiminden insan unsurunu tamamen çıkarma fikrine gerçekten hazır olup olmadığımızı hiç düşündünüz mü?

Kılık değiştirmiş robotlar

Sürücüsüz bir otomobil temel olarak bir insana ihtiyaç duymadan çevresinde güvenli bir şekilde hareket edebilen bir araçtır. Robotik mühendisleri, 1920’lerden beri bu teknoloji üzerinde çalışıyor ve geliştirmeler yapıyorlar. Önceden belirlenmiş rotalarda hareket eden trenler gibi yarı otonom araçlar uzun yıllardır oldukça yaygın olarak kullanılıyor. Bununla birlikte beklenmedik engelleri algılayıp tepki verme yeteneğine sahip ilk otonom aracın bağımsız şekilde çalışabilmesi ancak 1984’te mümkün olabildi.

Sürücüsüz otomobiller nasıl çalışıyor?

Farklı şirketler tarafından geliştirilen ve belirli şekillerde çalışan karşılaştırılabilir birkaç teknoloji olsa da sürücüsüz otomobillerin arkasındaki genel teori, çevredeki ortamın dahili haritalarını oluşturma ve güvenli şekilde hareket etme temeline dayanıyor. Bunu sağlamak için güçlü kameralar, radar, lidar, kızılötesi ve lazer ile izleme sistemleri gibi çeşitli teknolojilerin kombinasyonları kullanılıyor. Araçlarda bulunan bilgisayarlar gelen çevresel verileri işleyerek gaz, fren ve direksiyon için anlık olarak çok sayıda komut gönderip en uygun sürüşün gerçekleşmesini sağlıyorlar. Ancak tüm bunlar otonom araç denkleminin sadece yarısını oluşturuyor.

Bir sürücüsüz otomobilin tamamen bağımsız olarak çalışabilmesi için yolda karşısına çıkan bisiklet ya da motosiklet gibi nesneleri ayırt etmesine ve öngörülerde bulunarak sürüş için gerekli ayarlamaları yapmasına olanak verecek “akıllı” yeteneklere sahip olması gerekiyor. Burada da yapay zeka destekli yazılımlar devreye giriyor. Sanal ortamdaki simülasyonlarda milyonlarca kilometre sanal sürüş yapan yapay zeka destekli yazılımlar, bu sayede gerçek hayatta nelerle karşılaşabileceklerini, hangi durumların kazaya sebebiyet verebileceğini öğreniyorlar. Gerçek bir otomobile yüklendiklerinde, deneyimli bir şoförün hayatı boyunca karşılaşabileceğinden kat kat fazla duruma karşı önceden hazırlıklı oluyorlar.        

Sürücüsüz otomobiller ne zaman hayatımıza girecek?

Otonom araçlar, 1980’lerden beri bilimkurgu filmlerinin ayrılmaz bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Bu filmlerde izlediğimiz, ulaşılması çok zor gibi düşünülen hayallerin çoğu akıllı telefonlar, mobil iletimde yaşanan ilerlemeler ve bulut bilişim servisleri gibi farklı teknolojiler sayesinde çoktan gerçek oldu. Otonom araçların da ilk örnekleri son yıllarda yollarda kendini göstermeye başladı. Otomotiv sektöründeki pek çok uzmana göre tam olarak otonom bir şekilde çalışan sürücüsüz otomobillerin yaygın olarak satışı için en az 2025 yılını beklememiz gerekecek. Bu araçların genel tüketici kitlesi tarafından satın alınabilir fiyatlara inmesi için ise biraz daha fazla zaman gerekecek. Otonom kamyonlar ve teslimat araçları ise çok daha erken bir zaman içinde yaygın olarak kullanılmaya başlanacak. Endüstriyel tedarik zinciri açısından hayati bir önem taşıyan lojistik ve teslimat alanlarında yaşanan insan gücü sıkıntısı nedeniyle otonom araç teknolojilerinin bir an önce gelişmesi yönünde oldukça yoğun bir baskı ve talep var.

Dönüşen dünya

Sürücüsüz otomobiller, insanların seyahat etme biçimini içten yanmalı motorun icadı kadar büyük bir dönüşüme uğratma potansiyeline sahipler. Robotik teknolojiler ile ulaşım teknolojilerinin birleştirilmesi, getireceği çok sayıda fayda, güvenlik ve verimlilik artışının yanı sıra insanlara da üretkenlik ve eğlence için ayırabilecekleri sayısız saat kazandıracak.