Dijital sinir ağları şehri akıllandırmaya yeter mi?03Şubat

Dijital sinir ağları şehri akıllandırmaya yeter mi?

Akıllı teknolojilerin hayatı düzene sokma ve zenginleştirme vaadi, bireyleri olduğu kadar şehirleri de ilgilendiriyor. Birçok büyük şirket, akıllı algılayıcılar ve akıllı cihazlar yardımıyla şehrin sunduğu servisleri daha verimli ve daha akıllı hale getirmeye çalışırken, şehir sakinlerini de birbirlerine ve şehir yönetimine daha bağlı hale getirmek için çaba gösteriyor.
 

Tüm bunlar şehir sakinlerinin çalışma düzenini, ulaşımını ve boş zamanlarını nasıl değerlendireceğini yakından ilgilendiriyor. Daha iyi çalışan toplu taşıma sistemleri, acil olaylara daha çabuk müdahale ve enerji tasarrufunun özendirilmesi gibi faydalar göz ardı edilebilecek türden değil.
 

Peki ya işe bir de “distopya”, yani karamsar gelecek bakış açısıyla yaklaşacak olursak? Sürekli yanımızda gezdirdiğimiz akıllı cihazlardan otomatik algılayıcılara kadar, hayatın her alanında yer alan ve daha iyi yaşam için birlikte çalışan bu makine ve iletişim ağı, kişisel mahremiyet denen kavramı torunlarımıza anlatacağımız bir hikayeye mi dönüştürecek?
 

Ha bir de, büyük şehirlerdeki “kaos” olarak tanımladığımız ve sürekli şikayet ettiğimiz şeylerin, aslında şehir hayatının dinamizmini sağlayan en önemli güç olduğunu iddia edenleri de unutmayalım.


Yine de ben daima olaya iyi tarafından bakma taraftarıyım. Dolmaya yakın gel beni al diye haber veren çöp tenekeleri, karşıya geçmek için bekleyenlerin arasında yaşlı biri olduğunu fark edip yaya geçiş zamanına torpil yapan trafik ışıkları, ofiste kimse kalmadığını anladığında ışıkları söndüren akıllı binalar…
 

Teknolojiden insana mı, insandan teknolojiye mi?

Eğer kaynaklarımızı daha verimli kullanmak ve şehir yaşamını daha çekilir hale getirmek istiyorsak birilerinin bazı şeyleri bizim yerimize düşünmesine, bazı şeylerin müdahale gerektirmeden kendi düzenini bulmasına ihtiyacımız var. Örneğin Şikago’da yapılan bir araştırmada, fare baskınlarının kayıp veya hasar görmüş çöp bidonlarıyla doğrudan ilgisi olduğunu ortaya çıkarmışlar. Ne zaman ki bir yerden çöp bidonlarını kaldırıyorsunuz, 1 hafta sonra fare sürüleri etrafta cirit atmaya başlıyor.
 

Bu nedenle kurgulanan çoğu sistemin amacı aslında olan biten şeylere müdahale etmek de değil, bir şey olmadan önce olacağını görüp önlem almak. Bunu ancak şehirdeki altyapıların, binaların ve şehirde yaşayanların birlikte oluşturduğu bir “dijital sinir ağı” ile kurgulayabilirsiniz.
 

Diğer yandan teknolojinin bu ölçekte bir yaygınlık, veri analizi ve birliktelik için kullanımında henüz emekleme dönemindeyiz. Büyüyünce nasıl olacağı da ona nasıl baktığımızla doğrudan ilgili olacak. Farklı kaynaklardan akan verilerin bir araya getirilmesi, analizi, kişisel mahremiyet ve diğer konularda uygulanacak kuralların şekillenmesi ve şehirde yaşayanların bu konuyu sahiplenmeye teşvik edilmesi gibi üzerinde düşünülmesi ve tartışılması gereken çok sayıda başlık var.

Ama en önemlisi de her şeyi baştan insan odaklı kurgulamaya ihtiyaç var. Örneğin aşırı yağış nedeniyle belli bir bölgede sel baskını bekliyorsunuz ve bölgede yaşayanları evlerini terk etmeleri için uyarmaya hazırlanıyorsunuz. Kurguladığınız sistem, evlerini terk eden bu insanlar arasında gidecek başka bir yeri olmayanların barınabilmesi için arka planda sosyal hizmetler kurumunu da harekete geçiriyor mu?
 

Konuya teknoloji özelinden baktığınızda konu çoğu zaman gelip işin tekniğinde düğümleniyor. Eminim ki insandan başlayarak teknolojiye yol almak, bizi çok daha parlak sonuçlara götürecek.