| |
|
Dünya, Sanayi Devrimi’ne
benzer bir değişim yaşıyor. Bu değişim, hayatı tüm boyutlarıyla
etkiliyor. Zaman ve mekan farkı yok oluyor. Bilgiye her an her yerden
erişilebiliyor. Dünyanın her yerinde, 24 saat boyunca, interaktif
ve kişiselleştirilmiş hizmetler sunulabiliyor. Sınırlar ortadan
kalkıyor. Coğrafi yapılar, yerini sanal topluluklara bırakıyor.
Her birey, kendi gazetesini, radyosunu ve televizyonunu kurabiliyor.
Yeni iletişim sistemleri, açık toplum için gerekli altyapıyı sunuyor.
Son 10 yılda yapılan gözlemler, İnternet’in, yeni
yüzyılda ekonomik değer yaratacak, refah düzeyini yükseltecek ve
yeni iş alanları açacak temel güç olacağını gösteriyor. Sosyal ilişkilerden
piyasa oluşumuna, mal ve hizmet dağıtımından eğitim ve sağlığa,
hayatın tüm alanları, kaçınılmaz olarak bu değişimden etkilenecek.
İnternet, açık toplum, saydamlık ve demokratikleşme çabalarımızda
da önemli rol oynayacak ve süreçleri hızlandıracak. Yeni yüzyılda,
sektörlerin gelişimini sürdürmesi, ticaretin artırılması ve uluslararası
ilişkiler, büyük ölçüde İnternet sayesinde gerçekleşecek.
Popülerliği her geçen gün artan “Yeni Ekonomi”
kavramı da var olan işlerin bilgisayar ortamında ya da İnternet
üzerinden yapılmasının ötesinde, ekonominin bilgi temelinde gerçekleştirildiği
ve asıl katma değerin bilgiye dayanarak yaratıldığı bir ekonomiyi
ifade ediyor. Uluslararası arenaya bakıldığında, İnternet ve bilgi
teknolojilerinin, birçok ülkenin ekonomik ve toplumsal dönüşümünde
anahtar rol oynadığı görülüyor. Örneğin, bu teknolojileri başarıyla
kullanan İrlanda, İsrail ve Singapur gibi ülkeler, gelişmişlik düzeylerinde
ciddi ilerlemeler kaydetti. Avrupa Birliği, bu teknolojileri etkin
kullanmak, rekabet avantajını koruyup geliştirmek, devleti ve toplumu
geleceğe hazırlamak için, “eAvrupa” girişimini başlattı.
Dünyadaki bu hızlı değişim, birçok fırsatla birlikte
bazı riskleri de beraberinde getiriyor. Sayısal uçurum, bilgi ve
iletişim teknolojilerini kullanabilen ve kullanamayan uluslar, firmalar
ya da insanlar arasında oluşan sosyal ve ekonomik farkları tanımlıyor.
Değişimi yakalayamayanların, oyun dışı kalmaları kaçınılmaz oluyor.
Klasik anlamda başarılı olan ulus, firma, kişi, kurum ya da kuruluşlardan
gerekli dönüşümü sağlayamayanlar da büyük olasılıkla geride kalarak
saygın konumunu yitirecek.
Dünyada telekomünikasyon pazarı, uzun süre önce
rekabete açıldı; tekeller ortadan kaldırıldı; iletişim maliyetleri
düşürüldü ve zengin erişim alternatifleri sunuldu. Türkiye, telekomünikasyon
alanında bir dönüm noktasının eşiğine gelmiş bulunuyor. 2004’ten
itibaren, Türkiye’deki telekomünikasyon ses tekeli kaldırılarak,
rekabete açık ve serbest pazar uygulamasına geçilecek. Serbest telekomünikasyon
pazarına sağlıklı bir geçiş yapılması, dünya standartlarında yeni
teknoloji ve hizmetlere anında ulaşılabilmesi, tüketici lehine bir
rekabet ortamının yanı sıra hızlı ve ucuz erişim imkanları sağlanması,
ülkemizdeki gelişmeyi hızlandıracak.
Dünyada ve ülkemizde böylesine köklü bir değişim
yaşanırken, yöneticilerin önünde, bu değişime nasıl ayak uyduracakları
sorusu duruyor. Hangi yöntemleri uygulayacaklar; nasıl karar alacaklar
ve nelere öncelik verecekler? Bütün yöneticilerin gündeminde, teknolojiyi
yakalamak ve sistemleri modernleştirmek gibi popüler hedefler var
ve bu kapsamda ya çeşitli yatırımlar yapılıyor ya da yeni faaliyetler
yürütülüyor.
Bir kuruluş, bilgi teknolojileri alanında adım atmak ve yatırım
yapmak için, belli bir bilişim stratejisi geliştirmiş olmalı. Şirketlerin
çoğunda, bilişim faaliyetlerine ilişkin plan ve hedefler bulunuyor.
Ancak, bu plan ve hedeflerin başarısı, temel iş stratejileriyle
ne derece uyumlu ve aynı amaca yönelik olduğuna da bağlı. İş ve
bilişim stratejilerini uyumlu hale getirmek, yöneticinin kariyer
çizgisinde başarısını tayin eden ve liderlik pozisyonunu güçlendiren
önemli bir etmen haline geldi. İş ve bilgi stratejileri arasındaki
boşluk, genelde teknolojinin vaat ettikleri ve gerçekleştirebildikleri
arasında her alanda yaşanan genel bir sorunun yansıması.
Kurumsal bilgi sistemleri bir bütün olarak ele
alındığında, ağ altyapıları ve işlem platformları gibi çeşitli uygulamaların,
iç ve dış kullanıcıları içeren karmaşık süreçlerden oluştuğu görülüyor.
Teknolojik gelişmeler, verim artırma çabaları, kullanıcı talepleri
ve rekabet baskısıyla yapılması gereken yenilikler, önemli miktarda
kaynak gerektiriyor. Ancak, yöneticiler, bunları gerçekleştirme
aşamasında, operasyon giderlerini azaltma gibi çeşitli maliyet baskılarıyla
karşı karşıya kalıyorlar. Üstelik, ellerinde iş ve bilgi teknolojisi
stratejilerinin uyumunu ölçmeye, değerlendirmeye ve yönetmeye yönelik
basit metotlar da bulunmuyor.
Yukarıdaki gibi karmaşık bir tablonun içinden çıkabilmek
için, belli bir sistematik dahilinde konuya yaklaşmak, iş ve bilişim
stratejileri arasında bütünlük sağlamak gerekiyor. Bunu yapmak için,
organizasyonun büyüklüğüyle orantılı çeşitli yaklaşımlar benimsemek
mümkün. Farklı organizasyonlar için farklı yaklaşımlar söz konusu.
Aşağıda, genel bir yaklaşımın ipuçlarını sunuyoruz.
Organizasyonun varlık nedenini oluşturan misyon
tanımından başlayarak, yapısal açıdan tanımlanmış amaç ve hedefler,
planlaması yapılan yıla ait temel hedefler, bağlı bölümlerin alt
hedefleri, bu hedeflere ulaşmak üzere planlanmış destekleyici faaliyetler
ve hedeflenen işlerin başarılması için tespit edilmiş süreler gibi,
organizasyonun iş stratejisini nasıl gerçekleştireceğini gösteren
tüm bilgiler değerlendirilir. Bu bilgiler ışığında, beş adımlık
bir plan önerilebilir:
Durum Tespiti ve Değerlendirme: Organizasyonun
bilgi teknolojileri konusundaki mevcut durumu, elinde bulunan imkanlar
ile bunların kısıt ve yetenekleri saptanır. Mevcut durum tespiti,
imkan olan yerlerde, eldeki kaynakların atıl duruma getirilmeden
kullanılabilmesi bakımından önemlidir. Yeni yatırım, ancak eldeki
imkanları kullanarak, onları tamamlayacak şekilde planlanmalıdır.
İş hedefine ulaşmak için seçilecek teknolojinin,
diğer bir deyişle, yapılacak yatırımın, mevcut ve gelecekte oluşacak
iş ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağı ve organizasyona en fazla yararı
nasıl sağlayacağı gibi konulara yönelik değerlendirme yapılır. Bu
adımda doğru soruların sorulması ve doğru yanıtların alınması çok
önemlidir. Yanlış varsayımlar, sonraki adımlarda daha büyük hedef
sapmalarına neden olabilir. Kullanıcının benimsemediği, müşterinin
istemediği ve büyük yatırım gerektirmesine rağmen iş verimine herhangi
bir katkısı olmayan projeler, bu adımdaki yanlışlıklardan kaynaklanabilir.
Birçok yöneticinin “En yeni bilgisayarları aldık; ama hâlâ çok problemimiz
var” şeklinde sitemlerle dile getirdiği sorunların çoğunun kaynağı
da bu yanlışlıklardır. Dikkatli yapılmayan seçimler, ülkemizde,
genellikle yüksek maliyetlerle oluşturulmuş verimsiz donanım parkları
olarak kendini göstermektedir.
Seçim: Yapılacak seçimle ilgili olarak, teknolojik
açıdan birçok kriter gündeme gelir. Bu kriterler, toplam satın alma
maliyeti, projeyi hayata geçirme süresi, kesintisizliğin ne şekilde
sağlanacağı, kolay kullanım ve adaptasyon, destek ve bakım koşulları
gibi uzun bir liste oluşturur. Bu aşamada, bir danışmana başvurulabileceği
gibi, benzer süreçleri geçirmiş organizasyonların deneyimlerinden
de yararlanılabilir. Özellikle yazılım gibi tanımı zor, soyut, kapsam
ve boyut belirlemesi birikim gereken alanlarda seçim kriterlerine
daha da fazla özen göstermek gerekli. Seçim kriterlerinin net şekilde
anlaşılması ve kayıt altına alınması önemlidir.
Uygulama: Uygulama, her projenin başarısı için
yaşamsal öneme sahiptir. İyi hazırlanmış kapsamlı bir plan, her
basamakta iyi tanımlanmış ölçülebilir hedefler ve projeyi ilgilendiren
tarafların aktif katılımı şarttır. Uygulama safhasında da projenin,
bir sistematik dahilinde, hedeflerine ve ana iş stratejisine uygun
gidip gitmediği takip edilmelidir. İyi yönetilmeyen ve kontrol edilmeyen
projeler, hedeflerinden çabuk sapma riski taşır.
Destek: Projenin başarıyla yürütülmesi, başarması
hedeflenen işleri aksaksız yapabilmesi ve yaşam sürecindeki değişimlere
ayak uydurabilmesi için, gerekli desteğin sağlanması önemlidir.
Temin edilen ürün ve hizmetlere destek verilmesi, işletim prosedürlerinin
yerleştirilmesi, eğitimlerin sağlanması ve kullanıcılar için yardım
masası oluşturulması gerekir.
Sürekli Değerlendirme: Oluşturulan sistemin ürettiği
sonuçlar ve bu sonuçların başarılmak istenen iş hedefleriyle uyumlu
olduğu, önceden saptanmış düzenli aralıklarla değerlendirilmelidir.
Bu aşamada, her organizasyon, kendisi için en uygun ölçüm değişkenlerini
saptayıp ölçümlerini gerçekleştirmelidir.
İlk etapta, başarılması istenen işe uygun bir takım
yapısı oluşturulmalıdır. Bu yapı, işi tanımlayan, stratejisini saptayan
ve uygulamasını yapan bölümler ile teknolojiyi sağlayan bölümler
arasında herhangi bir kopukluk olmasına izin vermeyecek şekilde
düzenlenmelidir. Oluşturulan bu takım, organizasyonun misyon tanımından
başlayarak, tüm stratejik iş hedeflerini göz önünde bulundurarak,
bilgi teknolojileri için bir ana hedefler listesi yapmalı; bu hedefleri,
başarılmak istenen zaman dilimlerini hesaba katarak, bir yol haritası
şeklinde düzenlemelidir.
Yürütülen çalışmaların denetim amacıyla saydam
bir şekilde kayda geçirilmesi ve paylaşılması, ayrıca gerekli geri
beslemenin sağlanması yaşamsaldır. Çalışmaların oluşturulan takım
tarafından her hafta rapor edilmesi, organizasyonun üst yönetimine
aylık rapor verilmesi ve gelişmelerin üç ayda bir organizasyon çalışanlarıyla
paylaşılması önerilir. Böylece, ilgili kişilerden geri besleme alınarak,
gelişmelerin doğru yönde olup olmadığı değerlendirilebilir.
• Gerçekçi hedefler tespit edilmeli. Neyin yapılıp
neyin yapılamayacağı ve başarılmak istenen hedeflere uygun diğer
dönüşümlerin ne derece başarılabileceği, mutlaka göz önünde bulundurulmalı.
• Hedefler, mümkün olduğunca, organizasyonun bilişim bölümlerinin
kontrol edip yönlendirebileceği eksenlerde oluşturulmalı.
• Net ve ölçülebilir hedefler saptanmalı. Karmaşık ve belirsiz hedeflerden
kaçınılmalı.
• Hedefler, süreç boyunca gözden geçirilmeli. Herhangi bir başarısızlığın
nedenleri mutlaka araştırılmalı ve önlem alınmalı.
• İhtiyaç duyulan bilginin gerekli olan kısmı, mümkün olduğunca
erken, hatta en başta temin edilmeli. İlerleyen aşamalarda fark
edilen bilgiler, çeşitli sorunlara yol açabilir. En önemli risk,
gerçekçi olmayan hedeflerin saptanmasıdır.
• Bu hedefleri başarmak için, hangi yeteneklere
sahip olmalıyız?
• Bu hedefler için gerekli bilgi ve birikim nedir?
• Kimden ne tip destek almalıyım?
• Gerekli kaynaklar nelerdir? (Para, zaman, teknolojik altyapı,
yönetimsel kaynaklar, vb.)
• Olası tıkanıklık ve riskler nelerdir?
• Varsayımlarım doğru ve gerçekçi mi?
• Bu işi yapmanın farklı ya da daha iyi bir yolu var mı?
Bilgi teknolojilerinin doğru zamanda, doğru yerde
ve doğru şekilde kullanılmasını, iş hedeflerinin başarılması, verimliliğin
artırılması, maliyetlerin düşürülmesi ve rekabete karşı ayakta durulabilmesi
açısından, isteğe bağlı değil, zorunlu bir faaliyet olarak görmek
gerekiyor. Günümüzde, doğru teknoloji kullanımı, hem yöneticinin,
hem de organizasyonun geleceğe yönelik başarısı için kritik bir
başarı faktörü.
21. yüzyıl, bilgi teknolojilerini, aynı zamanda
ulusların göreceli yer ve pozisyonlarını saptayacakları temel başarı
kriterlerinden biri haline getirdi. Bilindiği gibi, Büyük Atatürk,
Türk milletinin önüne “çağdaş uygarlıklar seviyesine ulaşma” ve
hatta onları geçme hedefini koydu. Engin girişimcilik ruhumuz ve
genç ve dinamik nüfusumuz ile, bu ideali gerçekleştirmeli; bunu
yaparken de günümüzün gereklerini yerine getirmeliyiz. Bilgi teknolojilerinin
etkin kullanımı, daha bilgili, daha iyi eğitimli, daha paylaşımcı
ve ahlaki değerleri ön planda tutan bir toplumsal doku oluşturmada
önemli rol oynuyor.
|
|